Sitemize Hoşgeldiniz - Bugün

Şuanda 31 Kategoride 211 İçerik Bulunuyor.

El-HUDÂ

Ana Sayfa » Kaynak Eserler » H » El-HUDÂ
  1. EL-HUDA ( الهدى )

El-Hudâ, on yedi şekilde tefsir edilir.

  1. El-Huda, beyan manasında kullanılır. Şu ayetlerde olduğu gibi;İşte şunlar, Rabb’lerinden bir huda (yani beyan) üzerindedir. (Bakara / 5)
    İşte şunlar, Rabb’lerinden bir huda (yani beyan) üzerindedir. (Lokman/ 5)

Bunun doğrulayıcı ifadesi de Fussilet suresindeki şu ayettir.

Semud kavmine gelince, biz onlara hudâ/hidayet ettik (yani beyan ettik/bildirdik.) (Fussilet /17)

Gerçekten biz onu yola hudâ/hidayet ettik (yani beyan ettik/bildirdik.) (İnsan/3)

Şu, onlar için bir huâ/hidayet sebebi olmadı mı (yani onlara beyan etmedi/bildirmedi mi?) Kendilerinden evvel kaç kurûn helak ettik, onların meskenlerinde gezip dolaşıyorlar. Şüphe yok ki şunda, üstün akıl sahiplerine işaretler/deliller vardır. (Taha /128)

Şu, onlar için bir huâ/hidayet sebebi olmadı mı (yani onlara beyan etmedi/bildirmedi mi?) Kendilerinden evvel kaç kurûn helak ettik, onların meskenlerinde gezip dolaşıyorlar. Şüphe yok ki şunda, işaretler/deliler vardır, kulak vermeyecekler mi? (Secde /26)

Buna benzer ayetler çoktur.

2. El-Huda ile İslam dini kastedilmiştir, şu ayetlerde olduğu gibi;

Şüphesiz ki sen, dosdoğru bir hudâ (yani, dosdoğru bir din: İslam) üzerindesin. (Hacc /67)

Deki: “Şüphesiz hudâ, Allah’ın hudâsıdır.” (yani din, İslam dinidir.) (Bakara /120)

Şüphesiz hudâ, Allah’ın hudâsıdır.” (yani din, İslam dinidir.) (En’am /71)

Buna benzer ayetler çoktur.(1)

1) El Hudâ ile, İslam dininin kastedildiği ayetlere örnek: İsra /17, Kehf /13, 55, 57

3. Hudâ ile iman kastedilmiştir, şu ayetlerde olduğu gibi;

Allah hudâya erenlerin hudâsını arttırır. (yani onların imanlarını arttırır) (Meryem /76)

Biz de onların hudâlarını (imanlarını) arttırmıştık. (Kehf /13)

Size geldikten sonra sizi hudâdan (imandan) biz mi alı koyduk? (Sebe /32)

Senin yanındaki ahdi gereği bizim için Rabbine dua et. Gerçekten biz hudâya geleceğiz (iman edeceğiz, mü’minler olacağız.) (Zuhruf /49)

4. Hudâ, dai/davetçi manasında kullanılır, şu ayetlerde olduğu gibi;

Ey Nebi! Sen sadece bir uyarıcısın. Esasen her kavm için bir hâdi vardır. (Onları daver eden bir davetçi olmuştur.) (Ra’d /7)

Muhakkak ki sen, sırat-ı mustakîme hudâ/hidayet (davet) ediyorsun. (Şûrâ / 52)

Musa’nın kavminden de hakka hudâ/hidayet (davet) eden bir ümmet vardır. (Araf /159)

Onlardan emrimizle hudâ/hidayet (davet) eden önderler kıldık. (1) (Secde /24)

Gerçekten bu Kur’ân doğruya hudâ/hidayet (davet) eder. (İsra /9)

Biz Musa’dan sonra indirilmiş olup önündekini doğrulayarak hakka hudâ/hidayet (davet) eden bir kitap dinledik. (Ahkaf /30)

Rüşte hudâ/hidayet (davet) ediyor. (Cin /2)

Onların cahîmin yola hudâ/hidayet (davet) edin. (Saffat /23)

Bunun benzeri ayetler çoktur.

1) Yazma nüshada ise bunun yerine, “Onları emrimizle hidayet eden önderler kıldık” (Enbiya /73) şeklindedir. Ancak bu yanlıştır, çünkü Enbiya Suresindedir. Secde /24’te ise, “onlardan… kıldık” ifadesi yer almaktadır. Dolayısıyla yazma nüshada hatalı olarak, “onları… kıldık” şeklinde yazılmıştır.

5. Hudâ (hidayet), ma’rifet ( bilmek, tanımak, öğrenmek) manasında kullanılmıştır, şu ayetlerde olduğu gibi;

Ve alâmetler yarattı. Onlar yıldızla da hudâ/hidayet bulurlar. (Yollarını tanırlar/bilip öğrenirler)
 (Nahl /16)

Onda (yeryüzünde) hudâ/hidayet bulabilsinler (gidecekleri yolları tanısınlar, bilsinler) diye yollar yaptık. (Enbiya /31)

Muhakkak ki ben, yönelen, iman eden ve salih amel işleyen sonra hudâ/hidayete eren, (hidayeti tanıyarak, bilerek onu zikreden (1) )kimse için çok bağışlayıcıyım. (Taha /82)

Bakalım hudâ/hidayete erecek (sırrı tanıyacak/bilecek) mi yoksa hidayete ermeyenlerden (sırrı tanımayanlardan/bilmeyenlerden (2) ) mi olacak? (Neml /41)

Bu gibi ayetler çoktur.

1) Eserin yazma nüshasında da bu şekildedir. Muhtemelen anlam, “Sonra hidayet bulmanın sevabını bilen…” şeklindedir.
2) Muhtemelen buradaki sır kelimesi, taht anlamındaki es-serîr kelimesinin eksik yazılmış şeklidir. Bu durumda ibare “tahtını tanıyacak mı, yoksa tanımayacaklardan mı olacak” manasına gelir. (Çeviren)

6. Hudâ; kitaplar, rasuller manasında kullanılmıştır, şu ayetlerde olduğu gibi;
Şayet benden sonra size bir hudâ (rasuller ve kitaplar) gelir de… (Bakara /38)

Şayet benden sonra size bir hudâ (rasuller ve kitaplar) gelir de… (Taha /123)

7. Hudâ; doğruluk, doğru yolu bulmak manasında kullanılmıştır, şu ayetlerde olduğu gibi;

Umarım Rabbim beni sevâe’s-sebile hudâ/hidayet eyler (doğruya iletir, doğruyu gösterir.) (Kasas /22)

Ve ben ateşin başında bir hudâ (bana yolu gösterecek bir kimse) bulurum. (Sâd /22)

Buna benzer ayetler çoktur.

8. Hudâ, Muhammed’in durumu anlamında kullanılmıştır, şu ayetlerde olduğu gibi;

Doğrusu inzal ettiğimiz beyyinâtı ve hudâyı (Muhammed’in durumunu,onun nebi-rasul olduğunu) gizleyenler… (Bakara /159)

Doğrusu hudânın (Muhammed’in durumunu,onun nebi-rasul olduğunu) kendilerine beyan edilmesinin ardından arkalarını dönenler… (Muhammed /25)

9. Hudâ ile Kur’ân kastedilmiştir, şu ayetlerde olduğu gibi;

Andolsun ki Rabb’lerinden onlara hudâ (Kur’ân) gelmiştir. (Necm /23)

Onlara hudâ (her şeyin açıklamasını ihtiva eden Kur’ân) geldiğinde, insanları iman etmekten alıkoyan şey, “Allah, rasul olarak bir beşer mi ba’setti” demeleridir. (İsra /94)

Onlara hudâ her şeyin açıklamasını ihtiva eden Kur’ân) geldiğinde, insanları iman etmekten ve Rabb’lerine istiğfar etmekten alıkoyan şey, ancak evvelkilerin sünnetinin kendilerine de gelmesini beklemeleridir. (Kahf /55)

10. Hudâ ile Tevrat kastedilmiştir, şu ayetlerde olduğu gibi;

And olsun ki Musa’ya hudâ (Tevrat’ı) vermiştik. (Mü’min /53)

And olsun ki Musa’ya Kitab vermiş –onun likasından şüphe etme- ve onu İsrailoğulları için hudâ (Tevrat’ı rehberlik) kılmıştık/yapmıştık. (Secde /23)

Kitab’I Musa’ya vermiş ve onu İsrailoğullarına bir hidayet kılmış ve demiştik ki: “beni bırakıp başkasını vekil edinmeyin.” (İsra /2)

11. Hudâ istircâda bulunmaya (inna lillâh… demeye) iletilmek manasında kullanılmıştır, şu ayetlerde olduğu gibi;

İşte Rabb’lerinden salavat ve rahmet onlara ve işte hudâya/hidayete erenler (istircada bulunmaya iletilenler) de onlardır. (Bakara /157)
Kim Allah’a (kendisine isabet eden musibetin Allah’tan olduğun (
1) ) iman ederse, onun kalbinin hudâya/hidayete eridir (istircada bulunmaya iletir) (Teğabun /11)

12. La yehdî (hidayet etmez, hidayete erdirmez) hüccet/delil ortaya koyamama/delil ikam edememe, dalaletten dinine iletmeme manasında kullanılmıştır, şu ayetlerde olduğu gibi;

Allah kendisine mülk verdi diye Rabbi hakkında İbrahim ile çekişeni bilmiyor musun? Hani İbrahim, “Benim Rabbim dirilten ve öldürendir” deyince o, “Ben de diriltir ve öldürürüm.” Demişti. İbrahim, “Muhakkak ki Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen de onu batıdan getir” deyince o kafir apışıp kalmıştı. Allah zalimler kavmini hudâya (hüccet/delil ikame etmeye, delil ortaya koymaya, dalaletten dinine) iletmez. (bakara /258)

Siz hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram’ın imaretini… Allah zalimler kavmini hudâya (hüccet/delil ikame etmeye, delil ortaya koymaya, dalaletten dinine) iletmez. (Tevbe /19)
Allah zalimler kavmini hudâya (dalaletten dinine) iletmez. (Cuma /5)

Benzeri ayetler çoktur.

13. Hudâ, tevhîd manasında kullanılmıştır, şu ayetlerde olduğu gibi;

Seninle birlikte hudâya (tevhide ve hak dine) tabi olursak, yerimizden koparılıp atılırız. (Kasas /57)

O ki Rasulü’nü hudâya (tevhid) ve hak din ile gönderdi. (Saff /9)

O dur ki, Rasulünü hudâ ve hak dini ile gönderdi; onu bütün dinlerin üzerine çıkarmak için. Şahid olarak Allah kâfidir. (Fatih /28)

14. Hudâ; sünnet anlamında kullanılmıştır, şu ayetlerde olduğu gibi;

Biz atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk; biz de onların âasârı üzerinde giderek hudâya/hidayete ereriz. (Zuhruf /22)

İşte bunlar (nebiler) Allah’ın hudâ/hidayet ettiği kimselerdir. O halde sen de onların hidayetlerine (tevhid hususundaki sünnetlerine iktida et) (En’am /90)

15. Lâ yehdî (hidayete erdirmez/iletmez) ibaresi ile ıslah etmez anlamı kastedilmiştir, şu ayette olduğu gibi;

Şüphesiz Allah hainlerin tuzağını hudâya/hidayete erdirmez. (yani zinakârların amelini ıslah etmez) (Yusuf /52)

16. Hudâ, hayvanlara ilham manasında kullanılır, şu ayetlerde olduğu gibi;

Rabbimiz her şeye (yer yüzünde hareket eden canlılara/hayvanlara) hilkatini (kendisine uygun suretini) veren, sonra da hudâ/hidayet (yani sonra da ona maişetini ve otlanacağı yeri nasıl bulacağını ilham) edendir. (Taha /50)

O ki takdir edip (erkeği ve dişiyi yaratmayı takdir edip) hudâ/hidayet verendir. (Yani erkeğe, dişiye nasıl yaklaşacağını, dişinin ona nasıl geleceğini, ilham edendir.) (A’lâ /3)

17. Hudnâ, tevbe ettik/döndük manasında kullanılır, şu ayette olduğu gibi;

Şüphesiz biz sana hudnâ ettik, ( biz sana döndük) (A’raf /156) (1)

1) Burada işaret edilen kelimenin iştikakı he-vav-dâl harfleridir. Dolayısıyla he-dâl-ye kökünden türeyen hudâ ve hidayet ile alakası yoktur. Bkz. Ragıb El İsfehani, El-Müfredât, Me’cemu Elfâzı’l-Qur’âni’l Kerîm. (Çeviren)

İlgili Terimler :
24 Ağustos 2015 tarihinde eklenmiş ve 2.338 views kez okunmuş.

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

Diğer Yorumlar


Kelimeler Kavramlar