Sitemize Hoşgeldiniz - Bugün

Şuanda 31 Kategoride 211 İçerik Bulunuyor.

AFV-İSTİĞFAR

Ana Sayfa » Kaynak Eserler » A » AFV-İSTİĞFAR

AFV-İSTİĞFAR
Kelimeler – Kavramlar / Yusuf Kerimoğlu

Arapça bir kelime olup, “Bir şeyin eserini gidermek, ortadan kaldırmak” manâsına gelir.1 Afv kelimesi ile birlikte mütalaa edilmesi gereken bir ıstılâh da “istiğfar”dır. Bunu şu şekilde tarif etmek mümkündür. “Bir kimsenin Allahû Teâla (cc)’dan günahlarının bağışlanmasını istemesine istiğfar denir.” Bu kelime ga-fe-re aslından gelir. Bir işi düzeltmek mânâsınadır. Aynı zamanda örtmek, bir nesneyi zarf içerisine koymak mânâlarını da içine alır. Esma-i Hüsna’dan birisi de “Gaffar”dır. Gaffar, “kullarının ayıplarını örtüp, günahlarını ve hatalarını bağışlayan” demektir.

Allahû Teâla (cc)’nın emirlerine aykırı olarak yapılan her iş “günah”tır. Günah kelimesi Farsça’dır. Arapça’da lemen, seyyie, zenb ve kebire günah mânâsındadır. Arapça mütehassısları lemen ve seyyieyi küçük günah, zünûb ve kebair’i büyük günah olarak tarif etmişlerdir. Kur’ân-ı Kerim’de: “Eğer yasak edildiğiniz büyük (günah)lardan kaçınırsanız, sizin öbür kabahatlerinizi örteriz”2 buyurulmuştur. Bu âyet-i kerimede büyük günah kebair, kabahatler de seyyie olarak alınmıştır.3

Resûl-i Ekrem (sav)’in “Allahû Teâla (cc) affeden bir kulun, izzetini ve şerefini artırır”4 buyurduğu bilinmektedir. Mü’minlerin birbirlerine karşı şefkatli olmaları zarûridir “Hukuku’1 ibad” diye isimlendirilen “kul hukuku” ancak karşılıklı rıza ve helâlleşme ile giderilebilir. Ayrıca “Her kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah (cc)’da, kıyamet gününde onun ayıplarını örter”5 hadis-i şerifi; mü’minlerin birbirlerini afvetmelerinin lüzümuna işaret etmektedir.

Allahû Teâla (cc)’nın emirlerini, nefsine uymak ve tembellik sebebiyle yerine getiremeyen her insan, “tevbe ve istiğfar” etmek durumundadır. Bunun neticesi, o fiilin tesiri ortadan kalkarsa, afvedilmiş olur. Ancak kat’i olarak bilinemiyeceği için mü’minler “ümid” ile “korku” arasında yaşamaya gayret ederler.

Müslüman, Allahû Teâla (cc)’nın emirlerine teslim olan mânâsınadır. Allahû Teâla (cc)’nın dininin düşmanlarını kendine dost bilmez ve onlardan afv dilemez. Bilhassa küfür ahkâmının galip olduğu beldelerde, bu hususa azami dikkat gerekir.

 

KAYNAKLAK

(I) İbn-i Manzur, Lisanu’l Arab, Cevherî, es-Sıhah ve el-Müncid.

[2) Nisâ Sûresi: 31.

(3) İbn-i Kesir, Tefsiru’l Kur’ânil Azim, Beyrut, 1969. D. Ma’rife Yay. c. I, sh. 481.

(4) İmam Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, c. II, sh. 386.

(5) Sünen-i İbni Mace, İst.1401, c. II, sh. 850, Hd.No:2547.

 


AFV
Kur’anın Temel Kavramları / Hüseyin K. Ece

‘Afv’ Türkçedeki affetmenin karşılığıdır. ‘Afv’ sözlükte, yok etmek, silip-süpürmek, bir şeyi elde etmeye yönelik niyet, fazlalık, artıp çoğalma gibi anlamlara gelir.

Çirkin bir şeyi veya kötülüğü görmezden gelme, yapılan bir suçtan dolayı suçluyu cezalandırmama, ceza uygulamasından vaz geçme demektir.

Şu âyette sözlük anlamı olarak ‘fazlalık’ manasında geçmektedir:  “…Ve sana neyi infak edeceklerini (harcayacaklarını) soruyorlar. De ki: Afv’ı, yani ihtiyaçtan arta kalan fazlalığı. Böylece Allah, size âyetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz.” (2 Bekara/219)

A’raf Sûresi 199. âyette  ‘afv’ bağışlama, affetme anlamında gelmektedir. ‘Afv’ bunun dışında otuzbeş kadar âyette türevleriyle birlikte yer almaktadır.

‘Afv’, Allah’ın ilâhlık özelliklerindendir. Allah’ın en güzel isimlerinden (Esma-i Hüsna’dan) biri de ‘Afüvv’dür. Bunun anlamı ‘çok çok bağışlayan, affeden’ demektir.

Bu isim dört âyette ‘Ðâfur-bağışlayıcı’ ismiyle beraber geçmektedir. ‘Ðâfur’ da bağışlayan, örten demektir. Ancak ‘Afüvv’ ismi ‘Ðâfur’a göre biraz daha geneldir. Çünkü Ðâfur, günahı örten demektir. Silip-süpürmenin örtmekten daha iyi olduğu açıktır.

“Umulur ki Allah bunları affeder. Allah Afüvv’dür (affedicidir), Ðâfur’dur (bağışlayıcıdır).” (4 Nisa/99, ayrıca bak. 22 Hacc/60. 58 Mücadile/2. 4 Nisa/43)

Bir âyette bu isim ‘Kadir’ ismiyle beraber kullanılıyor. Bu âyet, Allah’ın günah işleyenleri cezalandırmaya güç yetirebildiği halde, onlara ceza vermeyip bağışlayabildiğini ifade ediyor. (4 Nisa/149)

Allah (cc) sonsuz bağışlayıcı ve affedicidir. O’nun bu bağışlayıcılığı öncelikli olarak diní emirleri ve yasakları (teklifleri) hafifletmede görülür. (2 Bekara/187. 4 Nisa/43. 5 Maide/101)

Rabbimiz, kul olarak yarattığı insanın günah işleyeceğini, hata ve isyan edeceğini, hatta inkârcı olup küfre düşeceğini biliyordu. Buna rağmen ona günah işleme ya da ibadet etme özelliğini verdi. (91 Şems/7-10) Yani insanın iradesini kendi eline vermiştir. Ancak onu başıboş ta bırakmamıştır. Bütün insanlara ‘tağuta kulluk yapmayın, Allah’a ibadet edin’ diye davet yapması için elçiler (peygamberler) göndermiştir. (16 Nahl/36) Elçilerin davetine uymayıp, Allah’ın gönderdiği âyetlere sırtını dönenler azgınlık, sapıklık ve isyan içinde kalırlar. Peygamberlere iman edip müslüman olanlar da zaman zaman hata edebilir, günah işleyebilirler. İşte kim bu şekilde hataya düştükten sonra, hatasından vazgeçer ve Allah’a tevbe ederse Allah (cc) onu affedebilir. (Bakınız: Tevbe) İnkârcı iken mü’min, isyancı iken itaatkâr, günahkâr iken takva sahibi olanı (korkup-korunanı) affedilebilir. Afv yetkisi Rabbimizin elindedir. Dilediğini bağışlar, dilediğini cezalandırır.

Eğer Rabbimiz bütün isyanlara ve günahlara ceza verseydi, hiç affetmeseydi şüphesiz yeryüzünde kimse kalmazdı. (35 Fatır/45) İnsanların yaptıkları yüzünden karada ve denizde fesat (çarpıklıklar, bozulma) meydana gelir. (30 Rûm/41) Bazı insanlar veya topluluklar daha dünyada iken cezalandırılır. Ancak bütün bunlar, insanların ürettikleri kötülüklerden Allah’ın affının dışında kalan fazlalıklardır. Allah (cc) kullarını sürekli affediyor. Ancak bazılarının ceza alması da kâinat düzeni ve ibadetin değerinin bilinmesi açısından Allah’ın adaletinin gereğidir.

“Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazanmakta olduğu dolaysıyledir. (Allah,) çoğunu da affeder.” (42 Şûra/30, ayrıca bak. 42 Şûra/34, 40)

Allah (cc) Uhud savaşında Peygamberin sözünü dinlemeyenleri (3 Âli İmran/152, 153), hacc ibadetinde daha önceden yapılan hataları (5 Maide/95), buzağıyı tanrı edinip sonra tevbe eden İsrailoğullarını (2 Bekara/52. 4 Nisa/153), affettiğini bildiriyor.

Kötülükleri bağışlayıp affedenler (4 Nisa/149. 64 Teğabün/14), güçsüz ve zayıf olduğu için Allah yolunda hicret veya cihad edemeyen müstez’aflar (4 Nisa/99), Allah’a şirk koşmaksızın başka günah işleyenler (4 Nisa/48) Allah (cc)ı affedici olarak bulurlar. (16 Nahl/126)

İslâma göre bir kötülüğün cezası-karşılığı yine onun kadarıdır. Fazlaya kaçmak helâl değildir. Ancak hak sahibi bu hakkını bağışlarsa, bu bir fazilettir. Kur’an bağışlamayı tavsiye ediyor. Bir yanağına vurana öbürünü çevirmek olmadığı gibi intikam peşine düşmek te yoktur. Haksızlığa uğrayan, hakkını kullanmaz sabreder ve bağışlarsa bu güzeldir. (2 Bekara/178)

Kur’an, mü’minlerin affedici olmalarını da tavsiye ediyor. Affedenleri Allah’ın seveceğini haber veriyor. (24 Nûr/22. 2 Bekara/178, 237)

Kur’an, Peygamberimize de affedici olmasını  öğütlüyor. “…Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlama dile ve iş konusunda onlarla müşavere et (danış)…” (3 Âli İmran/159)

“Sen affı tercih et, ma’rufu (iyiliği) emret ve cahillerden yüz çevir.” (7 A’raf/199)

Peygamberimiz tebliğinde son derece başarılı idi. Çünkü O, güzel ahlâk sahibiydi. Anlattığı şeyleri yaşıyordu ve insanlara en güzel örnek oluyordu. İntikamcı değildi. Bağışlayıcı ve affedici idi. Bu özellik Allah’ın kullarına bir rahmetidir. Allah (cc) bu rahmetinden kullarına da vermiştir. Hz. Muhammed (sav) ise rahmet peygamberi idi. Affın ve bağışlamanın en güzel uygulayıcısı olması gerekirdi.

O’nun yumuşak huyluluğu, tatlı sözü, merhametli bir kalbe sahip oluşu, hata yapanları affetmesi, ceza vermekten kaçınması, kendisine büyük kötülük yapanları bağışlaması, insanları etkiliyordu. O’nun insan eğitimindeki en güzel metodlarından biri, af ve bağışlamadır. Şöyle buyuruyor:

“Allah (cc) mutlaka kötülüğü affeden kişiyi aziz (güçlü ve yüce) kılar.” (A. b. Hanbel, 2/235, 238.  nak. TDV. İsl. Ans. 1/394)

Hz. Enes (ra) anlatıyor:

“Allah’ın Rasûlünü, kendisine her ne zaman kısas olan bir dava getirildiğinde, mutlaka her seferinde affetmeyi emrediyor gördüm.” (Ebu Davud, Diyat/3, Hadis no: 4497, 4/169. Nesâí, Kasâme/27, 8/33)

Kur’an mü’minlerin özelliklerini sayarken onların affedici ve öfkelendikleri zaman kızgınlıklarını yenen kimseler olarak tanıtıyor. (3 Âli İmran/134) Afv ahlâkı, şüphesiz ki takva’ya (Allah’tan korku-sakınma’ya) daha yakındır. Bu tutum, olgun müslümanların belirgin özelliğidir. (2 Bekara/237)

Olgun mü’minlerin bir özelliği de ‘ihsan sahibi’, (yani sürekli iyilik etmek ve güzel davranışlar yapan) olmalarıdır. Afv ahlâkı da bunun bir parçasıdır. Mü’minler bu güzel davranışları sürdürürlerse, yani ihsan eder, sabır gösterir ve affedici olurlarsa; düşmanlıklar dostluğa; kargaşalar, kavgalar, kaoslar barışa dönüşebilir. (41 Fussilet/33-34)

Mü’minler şöyle dua ederler:

“….Rabbimiz, unuttuklarımızdan ya da yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet, bizi bağışla. Sen bizim Mevlâ’mızsın. Kâfirler topluluğuna karşı da bize yardım et.” (2 Bekara/286)


 

İlgili Terimler :
18 Ağustos 2015 tarihinde eklenmiş ve 2.192 views kez okunmuş.

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

Diğer Yorumlar


Kelimeler Kavramlar