Sitemize Hoşgeldiniz - Bugün

Şuanda 31 Kategoride 211 İçerik Bulunuyor.

HUDUD

Ana Sayfa » Kaynak Eserler » H » HUDUD

Önce kelime üzerinde duralım. Hudud, hadd kelimesinin çoğuludur ve Arapça’dır. İmam-ı Merginani: “Hadd in lûgat mânâsı men etmektir. Kapıcılara haddad denilmesinin sebebi de budur. Şer’i şerifte ise; Allahû Teâla (cc)’nın kendi hukuku ile ilgili olarak takdir buyurduğu bir ûkubattır, cezadır” şeklinde tarif etmektedir. Hadd kelimesi aynı zamanda “esirgemek” mânâsına da gelir. Çünkü Allahû Teâla (cc) kullarını zarara uğradıkları şeylerden bunlarla korumuş, esirgemiştir. İbn-i Abidin: “Hadd ler nesebi (nesil emniyetini), malları, akılları, haysiyet ve namusu koruma gibi maslahat ve menfaati bütün beşeriyete ait olduğu için meşrû kılınmıştır. Bu kelime haddlerin asıl hükümlerini beyandır ki, insanların zarar görecekleri şeylerden men olup İslâm beldelerinin fesad ve fitneden korunmasıdır. Fethû’ l-Kadir’de zikredilmiştir ki, gerçek olan bazı meşayıhın dedikleridir. Şöyle ki; hadd’ler zararları bütün beşeriyete dokunan birtakım fena hareketlerden insanları alıkoyar. Bunlar suçlular hakkında da birer ibret ve uyanma vesilesi teşkil eder ve ammenin menfaatlerini tazannum bulunur.”3 hükmünü zikretmektedir.

Kur’ân-ı Kerîm’de, Allahû Teâla (cc)’nın hududlarma riayet hususunda bütün insanlar uyarılmıştır. Bu ayet-i kerimelerdeki “Allahû Teâla (cc)’nın hududları” kavramı, şer’î ceza manâsında değil, koyduğu hükümler manâsınadır. Yani hem şer’î cezaları, hem de bütün diğer hükümleri içine alır. Şimdi bunlardan bir kısmını zikredelim:

“İşte bunlar Allahû Teâla (cc)’nın hududlarıdır. Kim Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederse, (Allah) onu altından ırmaklar akan cennetlere sokar ki, onlar orada ebedi kalıcıdırlar. Bu en büyük saadettir.”

“Kim de Allah’a ve Resûlüne isyan eder, Allahû Teâla (cc)’nın hududlarını çiğneyip geçerse onu da, içinde daim kalıcı olarak ateşe koyar. Onun için hor ve hakîr edici bir âzâb vardır.”5

“…Bu Allahû Teâla (cc)’nın hududlarıdır. Sakın onlara (çiğneyip geçme hususunda) yaklaşmayın. İşte Allah âyetlerini böylece insanlara açıklar. Ta ki korunsunlar.”6·

” …Kim Allahû Teâla (cc)’nın hududlarını (çiğneyip) aşarsa, muhakkak ki kendisine yazık etmiş olur.”

Allahû Teâla (cc)’nın indirdiği hükümlerin tamamı şer’î hududlardır. Dolayısıyle bütün emir ve nehiylere emanet ismi verilmiştir. Kim Allahû Teâla (cc)’nın koyduğu hududları tahrip ederse, emanete ihanet etmiş olur. Günümüzde Allahû Teâla (cc)’nın koyduğu hududları çirkin görüp, kendi hevâ ve heveslerine göre hududlar çizmeye çalışan siyasî güçler mevcuttur. Bunlar tıpkı Fir’avun gibi “ilâhlığa” özenmektedirler. Kim bunların çizdiği hududları meşrû sayarsa, kelime-i tevhidin mahiyetini inkâr etmiş olur. Şimdi Allahû Teâla (cc)’nın çizmiş olduğu hududlara riyayet etmenin önemi üzerinde duralım:

Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Yeryüzünde tatbik edilen bir hadd cezası, yeryüzü halkı için otuz sabah yağmuru yağmasından daha hayırlıdır.”s buyurduğu bilinmektedir. Esasen bir beldede hadd cezalarının tatbiki, o beldedeki insanların Allahû Teâla (cc)’nın hukukuna riayet ettiklerinin en büyük isbatıdır. Fûkaha “haddlerin ikame ve hükümlerin infaz edildiği yerlere mısr (şehir) denir” tarifinde müttefiktir. Mü’minler, aralarında cereyan edecek her türlü ihtilafı Allahû Teâla (cc)’nın indirdiği hükümlere göre çözmek zorundadırlar. Yani her halûkârda şer’î hududları muhafaza etmek farzdır. Kâfirlerin istilasına uğradıkları zamanlarda bile, içlerinden derhal bir vali (velayet yetkisi olan kimse, emîr) ve bir kadı nasbetmeleri hepsinin üzerine vaciptir.9 Nitekim İmam-ı Kasanî; şer’i şerife göre hükme bağlanmayan hiçbir kaza (mahkeme), kaza hükmünde değildir”ıo hükmünü zikreder.

Önemli konulardan birisi de, hadd î gerektiren herhangi bir suçu işleyen mü’minin durumudur. Meselenin daha iyi kavranabilmesi için birkaç misal verelim. Resûl-i Ekrem (sav)’in döneminde, evli bir müslüman zina ettiğini `ikrar’ ediyor. Tabii ki `recm’ cezası tatbik edilecek, zira haddlerde, mevkii ve makamı ne olursa olsun hiç kimsenin af ve şefaat yetkisi yoktur. Mutlaka tatbik edilmesi farzdır. Recm cezası tatbik edildikten sonra, iki sahabe kendi aralarında konuşurlarken: “Köpek gibi taşladıklarından” söz ediyorlar. Resûl-i Ekrem (sav) bu konuşmaya şahid oluyor ve üzülerek susuyor. Bir müddet sonra davul gibi şişmiş ve kokmuş bir eşek leşine rastlıyorlar. Resûl-i Ekrem (sav) çevresinde bulunanlara: “Filân ve fûlan şahısları çağırın” emrini veriyor. O iki şahıs yanına gelince: “Derhal ininiz ve şu eşek leşinden yiyiniz!” buyuruyor. O iki sahabe tereddütle; “Ey Allah’ın Rasûlü, bu leşi kim yer?” diye soruyorlar. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (sav): “Sizin biraz evvel kardeşinizin aleyhinde yaptığınız dedikodu, şu pis leşi yemekten daha çirkindir. Yemin ederim ki, cezasını çeken o suçlu kişi, şimdi cennetin nehirlerinde yüzmektedir.” buyuruyorlar. İşte Allahû Teâla (cc)’nın hududlarına kendi rızası ile teslim olmanın mukâfaatı!.. Yine şarab içtiği için hadd-i şürb cezasına çarptırılan bir sahabenin aleyhinde konuşan ve ona hakaret edenlere hitaben Resûl-i Ekrem (sav): “O müslümana hakaret ve lânet etmeyiniz. Vallahi bildiğim o kimsenin Allahû Teâla (cc)’yı ve Resûlü’nü çok sevdiğidir”15 buyurarak suçlunun kat’iyyen tahkîr olunmayacağını ihtar ediyor.

Sonuç olarak “hududlar” Allahû Teâla (cc) nın hukukudur. Kendi hak ve hukukları için, ölümü bile göze alan kimseler, hududların mahiyetini iyi tefekkür etmelidirler. Ayrıca Allahû Teâla (cc)’nın hududlarını tahrip eden tâgûtî güçlere karşı cihad etmenin farz-ı ayn olduğu asla unutulmamalıdır. Hadlerin ikame ve hükümlerini infaz edilmediği her belde mü’min için tehlikelidir. Çünkü zaruriyyat mertebesindeki emniyetler, ancak haddlerin ikamesi ile sağlanır.

 

KAYNAKLAR

(1) İmam-ı Merginanî, e1-Hidaye, Şerhu Bidayetü’l Mübtedi, Kahire:1965 c. II, sh. 94.

(2) Abdi’l Latif ez-Zebidi, Teerid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, Ank.1975 (3. bsm.) c. XII, sh. 250.

(3) İbn-i Abidin, Reddü’l-Muhtar Ale’d-Dürri’I-Muhtar, Kahire 1972, c. III, sh.140 (Türkçe Nüsha, İst:1983 Şamil Yay., c. VIII, sh. 162.)

(4) Nisâ sûresi:13.

(5) Nisa sûresi:14.

(6) Bakara sûresi:187.

(7) Tevbe sûresi:1

(8) Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, İst. 1401, Çağrı Yay. c. II, s. 402. Aynca aynı mahiyette diğer bir rivayet için bkz., Sünen-i İbn-i Mace, İst. 1401. Çağn Yay. c. II, sh. 848 Had. No: 2537-2538.

(9) İbn-i Nüceym, el-Bahrû’r-Raik, Kahire 1311, c. VI, sh. 298.

(10) İmam-ı Kasani, el-Bedaifı’s-Senai fı Tertibi’ş-Şerai, Beyrut, 1974 (2. bsm.) c. VIII sh.142.

(11) İmam-ı Serahsî, el-Mebsut, Beyrut: ty., c. IX sh. 36. Ayrıca İbn-i Hümam, Fethû’l Kadir, Beyrut 1316, c. IV, sh.113.

(12) Sünen-i Ebû Davud, İstanbul 1401. Çağrı Yay., c. IV, sh. 580-581 Had. No: 4428.

(13) Sahih-i Buhari, İstanbul 1401, Çağrı Yay., c. VIII, sh.14, K. Hudud

İlgili Terimler :
18 Ağustos 2015 tarihinde eklenmiş ve 711 views kez okunmuş.

Facebook Hesabınızla Yorum Yapabilirsiniz

Diğer Yorumlar


Kelimeler Kavramlar